Kotor Gezi Rehberi

Orta Doğu’yu bilemiyoruz ama Balkanların açık ara en romantik şehrinin Kotor olması, yüz kişiye sorup, tek popüler cevap alacağınız kadar mutlak bir gerçek. Karadağ’ın, Avrupa Birliği’ne bugün-yarın girecek olmasından dolayı, “kim uğraşacak sonra vize derdiyle ya” diyenler, haklı olarak bavulları toplayıp yola koyulunca, birkaç yıl öncesine kadar belki de çoğu kişinin haberdar bile olmadığı bu romantik şehir, son yıllarda popülaritesi aşırı artan rotalardan biri haline geldi. Böylece nereye baksak Kotor’un şahane manzaralarını, güzel resimlerini görür olduk. Bu güzelliğin içinde hem misler gibi doğa ve deniz, hem de minyatür bir İtalya bulunuyor, daha ne olsun!

‘Minyatür İtalya’ derken kastettiğimiz eski şehir bölgesi; sur kapılarından adımınızı attığınız anda Ortaçağ kasabalarına ışınlanmışsınız gibi  hissettiriyor. Taş binaları ve yolları, daracık sokakları, her köşe başından yükselen canlı müzik tınılarıyla, masal gibi bir şehirde bulunuyorsunuz kendinizi. Hele bir de kedilere zaafınız varsa, buranın sizi mest etmemesi imkansız. ‘Kediler şehri’ olarak anılan Kotor’da, kafanızı çevirdiğiniz her yerde karşınıza çıkan minnoşlar, burayı şüphesiz çok daha sevimli bir yer yapıyor.

Eski şehir bölgesini sokak sokak arşınlamak, surların  üzerinde yürümek, akşamları sahil kenarında dalga seslerini dinlemek, Kotor Kalesi’ne tırmanıp şehrin nefes kesen manzarasını izlemek ve de yakınlarda bulunan Perast kasabasını ziyaret etmek bizce geldiğinizde mutlaka yapmanız gereken şeyler.

Bu kadar güzelliklerinden bahsetmişken konuyu buraya getirmek istemezdik ama şunu da söylememiz gerek ki Karadağ’ın para birimi ne yazık ki Euro. O nedenle diğer Balkan şehirlerine kıyasla buradaki harcamalarınız biraz daha fazla olacaktır. Fakat Euro bölgesindeki diğer ülkeler kadar pahalı bir yerden söz etmiyoruz. Biz yine de yazının devamında geziyi bir miktar daha ekonomik hale getirmeniz için bir kaç tüyo paylaştık.

Genel Bilgiler

Uluslararası ismi, İtalyanca monte-dağ ve negro-siyah kelimelerinin birleşimiyle oluşmuş Montenegro, bizde de tam tercümesi olan Karadağ olarak biliniyor. Bir tarafı Adriyatik deniziyle çevrili bu ülkenin başkenti Podgorica, en turistik şehirlerinden biri de Kotor.

Kotor, Adriyatik denizinin en güzel yerlerinden biri olan, aynı isimdeki Kotor Körfezi’nin içinde, etrafı dağlarla çevrili bir alanda yer alıyor. Tarihi M.Ö. 168 yılına kadar dayanan şehir, Romalılardan sonra sırasıyla, Bulgar İmparatorluğu, Sırp Krallığı, Macar İmparatorluğu ve Venedik Cumhuriyeti’nin hakimiyeti altına girmiş. Venedik yönetimi altındayken, iki kez Osmanlı tarafından da kuşatılmış. Sonraki yıllarda ise, önce Habsburg İmparatorluğu’nun, devamında ise Yugoslavya’nın bir parçası olmuş. Şehirde halen Venedik hakimiyetinin izleri, buram buram İtalyan esintileriyle hissediliyor.

Ulaşım

Kotor’a 8 km mesafede, genellikle sezonluk uçuşlar için kullanılan Tivat Havalimanı bulunsa da, ne yazık ki Türkiye’den uçuş yok. Bundan dolayı, en yakın havaalanı Karadağ’ın başkenti Podgorica’da diyebiliriz.  

Biz Bosna-Hersek’ten Kotor’a araçla geldik, o nedenle Podgorica Havaalanı’ndan Kotor’a ulaşım konusunda bildiklerimiz internette yazanlarla sınırlı.  Aslına bakarsanız, yazılanları okuduktan sonra da iyi ki Podgorica’ya inip, buradan gelmemişiz dedik. Havaalanından şehir merkezine shuttle olmaması, şehir merkezine gidebileceğiniz tek toplu ulaşım seçeneğinin tren olması ve terk edilmiş bir görüntüsü olan tren istasyonunun bir kilometre uzaklıkta olması birazcık gözümüzü korkuttu, yalan yok. Yine de merkeze gitmenin en ekonomik yolu olduğu için tercih edebilirsiniz. (Tek yön bilet 1,2€) Fakat gitmeden önce mutlaka ama mutlaka şuradan, soldaki arama kutusuna from: Aerodrom to: Podgorica yazarak tren saatlerini kontrol etmelisiniz. Haritadan gördüğümüz kadarıyla, merkez tren istasyonu ve otobüs terminali aynı yerde bulunuyor. Buradan hareket eden otobüslerle Kotor’a ulaşabilirsiniz.

Diğer bir seçenek olarak; araba kiralayabilir, veya havaalanında taksicilerle fiyat konusunda anlaşıp da gitmeyi tercih edebilirsiniz.

Kotor’a civardaki ülke ve şehirlerden gelmek içinse, otobüs kullanabileceğiniz gibi, Montenegro Hostel’in ulaşım hizmetinden de faydalanabilirsiniz. Mostar ve Tiran’dan Kotor’a 30€ karşılığında, dolmuş taksi mantığıyla özel araçlarla ulaşımınızı sağlıyorlar. Biz de bu şehirler arasındaki yolculuklarımızı bu şekilde yaptık. Otobüsle neredeyse aynı fiyata, zaman kaybetmeden ve daha konforlu şekilde gidebildiğiniz için oldukça mantıklı bir seçenek.  

Ne Zaman Gidilir?

Karadağ, yaz ayları yoğunlukta olsa da, aslında her mevsim turist çeken bir ülke. Deniz tatili yapmayacaksanız, her daim gelip gezebilirsiniz. Özellikle romantik bir tatil planladığınızda, yıldönümü kutlamalarınızda, hatta balayında tercih edebileceğiniz güzellikte bir yer.

Yine de yaz aylarındaki aşırı yoğunluğa rağmen, deniz tatilini de planlayıp bu zamanda gelmenizi öneririz. Kotor’da bir şekilde cruise gemilerinin geliş ve dönüş saatlerini hesaba katarak, yoğunluk açısından sıkıntı yaşamadan gezmek mümkün. Biz temmuz ayında gittiğimizde, bu şekilde çok rahat gezdik. Örneğin, Kotor Kalesi’ne sabahın çok erken saatinde çıktık. Biz dönerken, karşıdan akın akın gelmekte olan turist kafileleri kaleye yeni çıkıyordu. Cruise gemileri 16:00 gibi ayrıldığı için de, eski şehir bölgesini gezmeyi bu saatten sonrasına bıraktık. (Aksi halde, eski şehrin daracık sokaklarından geçmek için sıra beklemek zorunda bile kalabiliyorsunuz.) Bunun yanında, ülkede deniz turizminin merkezi olan Budva’da bu kalabalıktan malesef kaçamıyorsunuz. Halk plajlarını geçtik, özel plajlarda bile yer bulmakta sıkıntı yaşanabiliyor.

Aktivite olarak bakarsanız, temmuz sonu ağustos başı gibi Kotor ve Budva’da Yaz Karnavalı düzenleniyor. Biz karnaval hengamesinde, gezdiğimiz şehrin tadını alamadığımız için çok tercih etmesek de, sevenleriniz varsa önceden tarihlerini kontrol edip bu dönemde gelebilirsiniz.

Kaç Gün Kalınır?

-Diyelim ki, Balkanlar turu yapıyorsunuz, burayı da görmek istiyorsunuz ama zamanınız kısıtlı. Eğer araçla gelecekseniz, sabah erken saatte Kotor’a varıp, akşam ayrılacak şekilde plan yapabilirsiniz.  Stari Grad ve Kotor Kalesi’ni çok rahat gezersiniz bu şekilde. Ama emin olun ki doyamayacaksınız ve aklınız civardaki yerlerde kalacak.  Eğer yapabiliyorsanız, bir gece burada konaklayıp, en azından Perast gibi civardaki bir-iki yeri geziye dahil etmenizi öneririz.

– Eğer tatilinizi Karadağ odaklı planlayacaksanız; Kotor Körfezi’nin tüm güzelliklerini görmek için 3-4 gün Kotor’da, 2-3 gün de Budva’da kalacak şekilde ayarlayabilirsiniz. (Budva’da deniz tatili planlıyorsanız süreyi arttırabilirsiniz, yok sadece gezme niyetindeyseniz iki gün yeterlidir.)

Nerede Kalınır?

($$) Kotor Center W:  Eski şehir içerisinde ve civarında hotel, apart, hostel gibi birçok konaklama seçeneği bulunuyor. Fakat biz kendi kaldığımız, eski şehir bölgesine oldukça yakın konumda bulunan ve müstakil studio daire şeklinde olan Kotor Center W‘yi şiddetle öneriyoruz. En lüks oteller de dahil şu ana kadar tüm konakladığımız yerler arasında, ilk defa kendimizi bu kadar rahat ve konforlu hissettik, bıraksalar orada yaşardık.

Ev sahibinin, iç mimar olan eşinin zevkli dizaynı, en ince ayrıntısına kadar her şeyi düşünmüş olmaları, konuksever yaklaşımları her türlü övgüyü hak ediyor. Düşünün ki, şehirde sivrisineklerin çok olmasından dolayı eve likit sineksavar bile koymuşlardı. Şarap, bira gibi ikramları saymıyoruz bile. En çok da, “siz seversiniz diye düşündük” diyerek dolaptan çıkardıkları, (buralarda Balkan kahvesi olarak geçen) Türk kahvesi mutlu etti bizi. <3 Yolumuz tekrar Kotor’a düşerse, kalacağımız yer yine burası olacaktır.

($) Antika Guesthouse: Eski şehrin içerisinde uygun fiyatlı konaklama avantajı sağlayan Antika Guesthouse şirin taş bir binada yer alıyor. Hostel konseptli olmasına rağmen odaların içinde özel banyo bulunuyor ve ortak kullanımlı mutfağı mevcut.

($$) Apartments Sandra: Burası da stüdyo daire şeklinde olan bir başka alternatif. Resimlerde gördüğümüz bahçesini çok sevdik. Önerdiğimiz diğer yerler gibi eski şehre oldukça yakın.

($$$) Historic Boutique Hotel Cattaro: Daha lüks bir yerde konaklamak isterseniz, tarihi bir binada, eski şehrin mükemmel manzarasına karşı kahvaltınızı yapabileceğiniz bu otel doğru bir seçim olacaktır. Otel bünyesinde bir de şehrin en ünlü gece kulüplerinden biri bulunuyor.

Ne Yemeli?

Özel bir akşam yemeği için:

Şehirde genel olarak deniz mahsulleri ve İtalyan mutfağı hakim. Bölgeye özgü, mutlaka denemeniz gereken yerel bir lezzet yok fakat deniz ürünlerini seviyorsanız ahtapot salatası ve siyah risottonun burada güzel yapıldığı söyleniyor. Açıkçası biz de bu nedenle restoran konusunda pek araştırma yapmadan, beğendiğimiz yere otururuz diye gitmiştik ama  gidince gördük ki, Stari Grad’daki restoranların hepsi birbirine benzediği için orada seçmek çok zor oluyormuş. Bunun yanında, neredeyse hepsi fazla turistik ve lezzet açısından da abartılacak bir tarafı olmayan mekanlar. Tabi fonda canlı klasik müzik eşliğindeki güzel atmosferi için bir akşamı ayırmaya değer, orası ayrı.

Biz birçoğuna göz atıp, Grad City Restourant’ta karar kıldık. 17 €’ya balık, karides ve midyeden oluşan karışık deniz mahsulleri tabağı vardı. Öyle gurme bir lezzet beklemeyin, hatta beklentinin oldukça altında kaldığını söyleyebiliriz. Yanında bir şişe şarapla birlikte iki kişi totalde 60€ gibi bir ücret ödedik.

Gallion: Konakladığımız yerin birkaç adım ötesinde, denizin dibindeki bu şık restoran aklımızı oldukça çelmişti aslında. Son anda Stari Grad’ın büyüleyici atmosferine kapılmasaydık burada yiyecektik. Sonradan öğrendik ki şehrin en sevilen restoranlarından biriymiş zaten. Fiyatlar ortalamanın bir tık üzerinde olsa da, özel bir akşam yemeği için tercih edilebilir.

Uygun Fiyatlı Restoranlar

Tanjga: Yine konakladığımız yerin arka tarafında gördüğümüz, yaydığı güzel kokularla ve kalabalık olmasıyla dikkatimizi çeken Tanjga oldukça uygun fiyatlı bir et restoranı. Çeşitli ızgara ve hamburger gibi fast food seçenekleri bulunuyor. 

Cafe Pizzeria Pronto: İtalyan mutfağı demişken pizzayı es geçmek olmaz. Burası şehirdeki en lezzetli pizzaları yapan yerlerden biri. Diğer restoranlara kıyasla oldukça da ekonomik bir alternatif.

***Temiz bir apart veya stüdyo dairede kalıyorsanız ve dışarıda yemek istemezseniz, marketlerde hazır olarak tüketebileceğiniz uygun fiyatlı ürünlerle kendiniz bir şeyler hazırlayabilirsiniz. Örneğin markette iki kişilik, dondurulmuş, ısıt-ye mantığıyla hazırlanan risotto bile 3,5-4 € idi.  Normalde yerel yemeklerin denenmesinden yana olduğumuz için bunu çok fazla önermeyiz ama yukarıda bahsettiğimiz gibi, Kotor’da kaçıracağınız pek bir şey olmadığından yemek konusunu bu şekilde geçiştirebilirsiniz.

Bununla birlikte Karadağ’ın yerel şaraplarını da denemenizi tavsiye ederiz. Restoranda garsonun önerisiyle denediğimiz Plantaze Krstac beyaz şarap oldukça lezzetliydi. Restoran fiyatları 15-20 € arasında. Marketlerde ise 5€ civarına bulmak mümkün.

Gezilecek Yerler

1San Giovanni Kalesi (Kotor Kalesi): Öncelikle, Kotor Kalesi’ni gezerken dikkat etmeniz gereken birkaç nokta var. Birincisi, eğer Kotor’a sezonda gidiyorsanız, öğlen sıcağına kalmamak için kaleyi gezmeyi mümkün olduğunca erken saate alın. Hatta bir gece önceden yanınıza yiyecek-içecek bir şeyler hazırlayıp sabah uyandığınız gibi surlara tırmanmaya başlayarak kahvaltınızı burada edebilirsiniz. Surların üzerine oturup, güneşin şehrin üzerinde yükselmesini izlemek aşırı keyifli oluyor.

Sabah erken saatte gitmenin diğer avantajları da, önceden belirttiğimiz gibi turist kalabalığına denk gelmemeniz ve ayrıca normalde 8€ olan giriş ücretini ödememeniz. (Şöyle ki; kalenin girişinde bulunan turnikelere, görevli saat 8’e doğru geliyor. 7-7:30 gibi gelirseniz bilet ücreti ödemeden geçebiliyorsunuz.)

Diğer bir önemli nokta da mümkün olduğunca rahat kıyafetler ve ayakkabı tercih etmeniz. Fotoğraflarda güzel çıkmak uğruna, topuklu ayakkabılarla onca merdiveni binbir çileyle çıkmaya çalışanları gördük, aman yapmayın çok pişman olursunuz. En rahat ayakkabılarınızı giyin, çok isterseniz şık ayakkabılarınızı çantanızda getirin.

Kale, deniz seviyesinden 280 metre yükseklikte yer alıyor ve 1350 basamak bulunuyor. Aşağıdan baktığınız zaman yüksekliği muhtemelen gözünüzü korkutacaktır. Ama yavaş yavaş, dinlene dinlene çıktığınızda çok da zor olmuyor. Eğer hiç umudunuz yoksa 100 metre kadar yukarıda bulunan Şifa Veren Meryem Ana Kilisesi’ne (Church of Our Lady of Remedy) kadar çıkabilirsiniz. Buradan da şehrin olağanüstü manzarasını görmek mümkün. Kaleye tırmanacağınız merdivenler, haritada “Ladder of Kotor” olarak işaretlediğimiz yerden başlıyor. Eski şehir içerisinde, buraya yönlendiren çok sayıda tabela da göreceksiniz. Kaleye çıkış-iniş 2 saat alıyor. Durup soluklanma, dinlenme gibi süreleri de eklerseniz, buraya 3 saat kadar ayırmanız yerinde olur.

Church of Our Lady of Remedy (2): 1513 yılında inşa edilmiş olan kilise, bir çok kişinin sağlık amacıyla dua etmek için geldiği yer olarak biliniyor ve eski şehir bölgesi ile limandan görülebiliyor.  Kaleye çıkış yolunun neredeyse yarısında bulunmasından dolayı mola vermek ve manzaraya doymak için de ideal konumda bulunuyor.

3- Stari Grad (Eski Şehir): Kotor’un esas görülmesi gereken yeri; şehrin kültürel, tarihi ve geleneksel yapısının korunduğu, haritada üçgen bir alanda gördüğümüz Stari Grad, yani Eski Şehir Bölgesi. Ortaçağ mimarisinin hakim olduğu bölgede, bu dönemi anımsatan çok sayıda kilise, anıt, katedral, müze ve saray görebilirsiniz. Tarihi bölge, Akdeniz’deki en iyi korunmuş Ortaçağ yerleşimi olarak kabul ediliyor ve UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alıyor.

Labirent gibi yapısından dolayı, eski şehir bölgesini düzenli bir şekilde gezmek epey zor. Zaten çok fazla müze, sergi gibi yerler olmadığı için gerek de yok. Yapabileceğiniz en güzel şey  keyifle dolaşmak, karşınıza çıkan daracık sokaklara dalıp kaybolmak ve meydanlardaki güzel binaları, kiliseleri görmek olacaktır. O nedenle şehirde bulunan birkaç önemli meydanı ve buralarda göreceğiniz yapıları haritada işaretledik ve kısaca bunlar hakkındaki notları yazdık.

Öncelikle, surlarla çevrili olan bu bölgeye girmek için, üç sur kapısının birinden geçmek gerekiyor. Bu kapılar Deniz Kapısı (4), Nehir Kapısı (17) ve Güney Kapısı (25).

En merkezi yerde olan Deniz Kapısı‘ndan (diğer adıyla Şehir Kapısı) geziye başlayabilirsiniz. Kapıdan girdiğiniz anda 16. yüzyıldan kalma Silah Meydanına(5) (Piazza of the Arms) çıkıyorsunuz. Meydan adını, Venedikliler döneminde silah depolamak amacıyla kullanılmasından alıyor.

Meydanda tam karşınızda Saat Kulesi‘ni (6) görüyorsunuz. 1602 yılında, barok ve gotik tarzda inşa edilen kulenin ön yüzeyinde Karadağ kraliyet ailesine ait bir arma bulunuyor. Zamanla, depremlerden dolayı batıya doğru eğik duruma gelmiş. 1807-1814 arası Fransız işgali ile birlikte kulenin güney tarafına da bir saat daha eklenmiş.

Saat Kulesi’nin hemen önünde piramit şeklinde bir taş var. Bir zamanlar suç işleyenlerin bağlanıp, tüm şehrin önünde cezalandırıldıkları bu taş Utanç Sütunu olarak biliniyor.

Meydanda görebileceğiniz diğer yapılar; Beskuca Sarayı, Bizantin Sarayı, Prensin Sarayı ve Napoleon Tiyatrosu (Eski Şehir Belediye Binası).

Beskuca Sarayı(7): 18. yüzyılın ortasında inşa edilmiş ve adını buranın soylu ailelerinden biri olan Beskuca ailesine ait olmasından almış. Ailenin soyu 19. yüzyılda tükenince de burası kamulaştırılmış.

Bizanti Sarayı(8): Saat Kulesi’nin arka çaprazında kalıyor ve 14. yüzyılda yapıldığı biliniyor. Diğer yapılar gibi 1667 ve 1979 depremlerinde hasar görüp yenilenmiş.

Saat Kulesinin karşısında bulunan Prensin Sarayı(9) ise önceden St. Tryphon meydanında yer alıyormuş. Burası 1667 yılındaki depremde yıkılınca, 1763 yılında yapılan, askeri amaçla ve hapishane olarak da kullanılan bu binaya taşınmış.

Eski Belediye Binası da askeri amaçla yapılan diğer bir yapı. 1762 yılında yapılmış, uzun süre yemek deposu olarak kullanılmış. Fransız işgaliyle birlikte ise tiyatroya çevrilmiş. Bu nedenle Napoleon’un Tiyatrosu(10) veya Fransız Tiyatrosu olarak da anılıyor.

11- Kedi Müzesi (Kotor Cats Museum): Kotor’un kediler şehri olduğundan bahsetmiştik. Rivayete göre, bir zamanlar şehre gelen ticaret gemilerinde bulunan kediler şehre yayılmış ve zamanla çoğalmışlar. Günümüzde ise şehrin sembolü haline gelmişler. Hediyelik eşya satan mağazaların hepsinde onlarla ilgili bir şeyler bulmak mümkün.

Kedi severler için tam bir cennet olan bu şehirde bir de Kedi Müzesi bulunuyor. Kedilerle ilgili bir çok resim, fotoğraf, kartpostal, doküman ve sanat eserinin yer aldığı müzede, elde edilen gelirin bir kısmı şehirdeki bu kedilerin beslenmesi için harcanıyormuş.

St. Michael Kilisesi(12): 13 veya 14. yüzyılda yaptırıldığı tahmin ediliyor. Gotik Roman tarzında inşa edilen kilisenin, 6. yüzyıldan kalma bir bazilikanın temelleri üzerine yapıldığı tespit edilmiş.

St Claire Kilisesi / Fransisken Manastırı(13): İçi sarı, beyaz ve pembe mermerden yapılmış kilisenin cephesi oldukça sade bir yapıya sahip.  Önceden surların dışında bulunuyormuş ve tarihi 14. yüzyıla kadar dayanıyor. 17. yüzyılda ise yıkılıp buraya alınmış. Bitişiğinde Fransisken manastırı bulunuyor.

14- Denizcilik Müzesi (Maritime Museum): Boka Denizcilik Birliği tarafından oluşturulan müze 19. yüzyılda kurulmuş ve 1900’de açılmış. Bina eskiden Gregorina ailesine ait bir saraymış ve Adriyatik denizindeki bir adadan getirilen taşlarla yapılmış. Bir dönem hükümet binası olarak da kullanılmış. Müzede, şehrin tarihindeki önemli olaylara ve kişilere dair bilgiler yer alıyor ve hatta geleneksel kıyafetler, eşyalar, antik ürünler, 17 ve 18. yüzyıla ait silahlar da sergileniyor. İki dünya savaşına ait resimler, denizcilikle ilgili üniformalar, resimler de müzede görecekleriniz arasında. Bunların yanında, müzede bir de 16 binin üzerinde esere sahip bir kütüphane bulunuyor. (Giriş: 4 €)

St. Luke Ortodoks Kilisesi(15): 1195 yılında yapılan kilise, ilk olarak Katolik kilisesi olarak kullanılmış,  bugün ise Ortodoks Kilisesine çevrilmiş durumda. Bu nedenle de hem Katolik hem de Ortodoks kilise mihrabına sahip. Kilise, hem Roma hem de Bizans mimarisinin özelliklerini taşıyor. St. Luke Kilisesi’nin dikkat çekici özelliklerinden biri de, 1930’lara kadar şehirde ölenlerin buraya defnedilmesinden dolayı, yer döşemelerinin mezar taşlarından oluşması. Ayrıca burası 1979 depreminden neredeyse zararsız çıkan şehirdeki tek yapı olma özelliğine sahip.

St Nicholas Kilisesi(16): 1902 ila 1909 yılları arasında inşa edilmiş kilise, şehirdeki en önemli Ortodoks kilisesi olarak biliniyor. 19. yüzyılda yangından dolayı yıkılan bir binanın temelleri üzerine yapılmış. Kilisede, Kotor’un varlıklı aileleri tarafından hediye edilmiş çok sayıda değerli eşyayı bulunduruyor.

Nehir Kapısı(17): 1540 yılında Osmanlı’dan gelecek saldırılara karşı şehri korumak amacıyla yapılan kapı, Kuzey Kapısı olarak da biliniyor ve Skurda nehrinin yanında yer alıyor. Eski yıllarda buradaki köprü üzerine kurulan pazarda, yerlilerin yetiştirdikleri ürünler satılırmış. Nehir Kapısı’nın bulunduğu bölgede, eski bir kilisenin yerine 1221’de inşa edilen St. Mary Kilisesi(18) ve Grubonja Sarayı(19) yer alıyor. Kotor Kalesi’ne çıkmak için kullanılan merdivenler de buradan başlıyor.(Ladder of Kotor-20)

21-Kotor Aziz Tryphon Katedrali: Karadağ’da bulunan iki Roma katedralinden birisi olan ve Kotor Katedrali olarak da bilinen yapı, daha önce burada bulunan bir kilisenin üzerine inşa edilmiş ve şehrin koruyucusu St Tryphon’a adanmış. Önceki kilise 809 yılında, Venedikli bir tüccarın, o dönem Konstantinopolis olan, İstanbul’dan getirdiği kutsal emanetlerin sergilenmesi amacıyla yapılmış. 1124 yılında bunun yerine yeni bir kilisenin yapımına başlanmış ve 1166 yılında kutsanmış. Katedral, yıllar boyunca bölgede meydana gelen depremler nedeniyle çok kez hasar görüp onarılmış. Avrupa’daki bir çok katedralden daha eski olması bakımından oldukça değerli görülüyor ve ayrıca zengin bir koleksiyona sahip.

St. Tryphon Meydanı’nda ayrıca Drago Sarayı(22), yine o dönemde Drago ailesinin mülkü olan Psikoposluk Sarayı ve Kotor Tarihi Arşivler Binası bulunuyor.

Pima Sarayı(23): Un Meydanı’nda yer alan, güzel yeşil panjurları ve terasıyla hemen dikkatinizi çekecek bu Rönesans-Barok mimarili bina, 1667 yılında meydana gelen deprem sonrası yapılmış, fakat 1979 depreminde hasar gördüğü için restore edilmiş. Kapının üzerine Pima ailesinin arması yer alıyor.

Buca Sarayı(24): Pima Sarayı’nın karşısında bulunan Buca Sarayı, şehrin önde gelen ailelerinden biri olan Buca ailesi için yapılmış. 14. yüzyılda yapılsa da, 1667 depreminden sonra yeniden inşa edilmiş ve orjinal halindeki gotik mimariyi kaybetmiş.

Yazı oluşturuldu 12

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Benzer yazılar

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

Üste dön