Ohrid Gezi Rehberi

Sadece Makedonya’nın değil tüm Balkanlar’ın en gözde turizm merkezlerinden biri olan Ohrid’i size “Cennetten bir parça Ohrid’e düşmüş” ya da  “incisiyle meşhur, inci gibi şehir” gibi klişe sözlere sığınmadan anlatmak istiyoruz. Evet Ohrid büyüleyici güzellikte, aşırı huzurlu ama “cennetten bir parça” veya “inci gibi” tabirleri bizce buraya göre fazla iddialı kalıyor. Oysa Ohrid’in güzelliği çok daha mütevazi ve doğal. Hani bizde olsa, “emekli olunca yerleşilecek top 10 sahil kenti” listesine ilk 5’ten giriş yapar. Öyle bir sükuneti, öyle dinlendirici bir yanı var. Böyle dedik diye kafanızda sıkıcı bir yer canlanmasını istemeyiz, çünkü burası ilginç bir şekilde cıvıl cıvıl ve hareketli aynı zamanda. O kadar ki, güzel bir havada ve tatil günlerinde cafelerde oturacak yer bulmakta zorlanabilirsiniz.

Seyre doyulmayan cam gibi berrak gölde tekne turu yapmak ve hatta yüzmek, tertemiz doğayı içinize çekmek ve lezzetli yemeklere doymak burada yapabileceklerinizden sadece birkaçı. Değeri, Unesco Dünya Kültür Mirası Listesi ile de tescillenen bu Balkanların en eski ve en derin gölünü bizce mutlaka görmelisiniz. Makedonya’nın, Türk vatandaşlarından vize istememesi, yalnızca pasaportla seyahat edebilme kolaylığı da burayı listenizde üst sıralara almanız için bir neden. Üstelik kurların tavan yaptığı şu günlerde, uygun fiyatlı seyahat avantajı sunan nadir yerlerden biri. Makedonya’da para birimi olarak Makedonya Dinarı (MKD) kullanılıyor ve 1 TL yaklaşık olarak 7 MKD’ye denk geliyor.

Genel Bilgiler

– Ohrid, Makedonya’nın sekizinci büyük ve en çok turist alan şehri. Yaklaşık 6000 yıllık köklü bir tarihi var. 500 yıl kadar Osmanlı Devleti’nin hakimiyetinde kalmış ve Osmanlı döneminden kalma camileriyle, Sarfanbolu’yu andıran evleriyle bunun izlerini halen görmek mümkün. Burası aynı zamanda, Slav dillerinin yazımında kullanılan Kiril alfabesinin de doğduğu yer olarak biliniyor. Bu nedenle alfabenin yaratıcısı kabul edilen Aziz Kliment’in adını burada çokça duyacaksınız.

– Ohri Gölü’nün en önemli özelliği Avrupa’nın en eski ve en derin krater gölü olması. İçinde, buraya özgü çok sayıda balık çeşidi bulunuyor. Bölgede, gölden çıkarılan bir balığın pullarından yapılan yapay inci oldukça meşhur. İncinin hazırlanma şeklini bilen yalnızca iki aile var ve bu büyük bir sır olarak saklanıyor.

Ulaşım

Ne yazık ki Türkiye’den Ohrid’e doğrudan uçuş bulunmuyor. En kolay yol; Üsküp’e gelip, buradan otobüsle veya araç kiralayarak Ohrid’e geçmek. Üsküp’e ulaşım konusunda şu yazımıza göz atabilirsiniz.

Üsküp’ten ulaşım: Otobüs ile 3,5 – 4 saat sürüyor. Bilet fiyatları tek yön 450 ile 550 MKD (7,5- 9 €) arası değişiyor ama gidiş dönüş alırsanız totalde 700 MKD (11 €) gibi bir ücret ödüyorsunuz. (Otobüs saatleri dönemsel olarak değişiklik gösterdiği için, en garanti yol bir gün önceden otogardan öğrenip biletinizi almanız.) Ohrid otogarı şehir merkezine biraz uzakta (yaklaşık 25 dk. kadar yürüme mesafesinde). Eğer konaklayacağınız yer şehir merkezinde ise, otobüsler şehir içinden geçip otogara gittiği için merkezde inebiliyorsunuz. Bu tarz durumlarda; “ineceğimiz yeri bilmiyoruz, geldiğimizde söyler misiniz?” diye şoföre tembihlemektense (çünkü defalarca hatırlatmamıza rağmen söylemeyenlerine denk geldik ve ineceğimiz yeri kaçırdığımız oldu) maps.me uygulamasını açıp kendimiz takip ediyoruz. Sizin de aklınızda bulunsun ki “nasılsa kaptana söyledim, şurda bi kestireyim gidene kadar” demeyin. Gözünüzü nerde açarsınız bilemiyoruz:) Otogarda indiyseniz de taksiyle şehir merkezine 100-150 MKD gibi bir ücretle çok rahat gelebilirsiniz.

Ne Zaman Gidilir?

Üsküp yazısında da söylediğimiz gibi, Makedonya hatta Balkanlar için en elverişli seyahat tarihleri bizce mayıs-ekim arası dönem. Biz doğası böylesine güzel olan yerleri ya yemyeşil haliyle ya da sonbaharda rengarenk görmeyi seviyoruz. Yalnız Ohrid’e özellikle yaz aylarında gidip, gölde yüzme keyfini tatmanızı tavsiye ederiz. O kadar berrak, o kadar güzel ki, soğuk havada gitmeseydik kesin suya atlamıştık.  Ayrıca yazın giderseniz, her sene temmuz-ağustos aylarında düzenlenen Ohri Yaz Festivali’ne de denk gelebilirsiniz. Tabii bu zamanda gitmenin bir de dezavantajı var ki, o da şehrin aşırı kalabalık olması. Yazları Üsküp’ten ve civar ülkelerden çok sayıda turist ağırlayan Ohrid’de, metrobüs kalabağıyla karşılaşabilirsiniz desek abartmış olmayız sanıyoruz.

Kaç Gün Kalınır?

Ohrid için bir gün, Sveti Naum gibi civardaki yerler için bir gün olmak üzere buraya iki gün ayırmalısınız. Özel aracınız varsa bir buçuk günde de bitirebilirsiniz belki ama bizce zorlamayın. Zira, geldiğinizde burada mümkün olduğunca çok zaman geçirmek isteyeceksiniz. Yazın geliyorsanız bonus olarak bir gün de gölde yüzüp keyif yapmak için ekleyebilirsiniz.

Nerede Kalınır?

($) Di Angolo Accomodation: Ohrid’de konaklama konusunda tam nokta atışı yapıyoruz! Di Angolo hem şehrin göbeğindeki konumu, hem yardımsever sahipleri hem de alt katında bulunan lezzetli mi lezzetli restoranı ile bizden tam not aldı. Fiyatının çok uygun olması da cabası. Başka yer aramadan önce buraya bir göz atın deriz.

Yine de alternatif seçenek ararsanız ($$) Hotel Nova Riviera ve ($$$) City Palace Hotel de oldukça merkezi yerde ve göl manzaralı oda seçenekleri sunan güzel otellerden. Bunlar haricinde konaklama için çokça villa ve daire seçenekleri de bulabilirsiniz.

Ne Yemeli?

Kahvaltı için ne yazık ki önerebileceğimiz, Üsküp’tekiler kadar lezzetli bir fırına denk gelemedik. Ama lezzet eksikliğini manzara ile doldurmaya karar verip, börek çörekleri aldık ve göl kenarındaki banklara koştuk. Tavsiyemizdir; sabahın erken saatlerinde gölün havası ayrı bir güzel oluyor.

Di Angolo Pizzeria: Gelmeden notlarımıza eklediğimiz Kaj Kanevche restoranın zorlu yollarına düştüğümüzde, göle özgü balıklardan yemek için oldukça hevesliydik. (Zorlu yollar derken şaka yapmıyoruz, zifiri karanlıkta gölün üzerindeki pek de sağlam durmayan ahşap köprüden geçerken epey korkmuştuk.) Restoranın kapalı olduğunu gördüğümüzdeyse, asıl hüsran o yolu geri yürüyecek olmamızdan çok, aşırı acıkmış olmamızdı. Başka mekan arayacak isteğimiz ve enerjimiz kalmadığı için de dönüp konakladığımız otelin restoranına girdik. Meğer ne iyi bi karar vermişiz! Göl kenarında gördüğümüz, (muhtemelen sezon dışı olduğu için) terk edilmiş hissi veren diğer mekanlardan sonra buranın canlılığı ilaç gibi geldi. Mekanın pizzaları ve makarnaları oldukça popüler. (Makarnaları test ettik, onayladık.) Bir de ortaya üzeri bol peynir rendeli patates kızartmalarından söyledik ki o da gayet güzeldi. Toplamda ise tüm bu yemekler ve iki biraya 750 MKD (12 €) ödedik. Yerel yemekler şart değil, İtalyan mutfağı da bana uyar derseniz, burayı kesinlikle öneririz. Porsiyonlar doyurucu ve yemekler çok lezzetli.

Adana Restoran: Ohrid’e gelmişiz Adana mı yedireceksiniz bize demeyin, burada cevabinin kralını yapıyorlar! Eminiz ki yedikten sonra siz de bizim gibi “bu Adanalılar etten anlıyor arkadaş…” diyerek çıkacaksınız mekandan. Öncesinde Bosna-Hersek’te de cevabi köfte yemiştik ama sanıyoruz damak tadımıza daha yakın olmasından dolayı Balkanlardaki favorimiz burası oldu. Lokum gibi pişmiş köftenin yanına, üzeri peynirli, domates, salatalık ve soğandan yapılmış Shopska salata söylemeyi de sakın unutmayın! (Sanıyoruz ki Makedonya’da her şeyin üzerine peynir rendesi ekleniyor ve biz bunun müptelası olduk.) (Öğle yemeği için tercih ettiğimiz mekana 1 porsiyon 10’lu cevabi, shopska, patates kızartması ve 2 ayran için 360 MKD (6 €) ödedik.)

Belvedere: Yerliler tarafindan çokca tercih edilen bir restoran. Izgara seçenekleri bulunuyor ve de şirin bir bahçesi mevcut. Ama bizce yemeklerin öyle çok da bir olayı yok, hatta keşke burası yerine yeniden Di Angola’da yeseydik diye düşündük. Fiyatlar şehir ortalamasının bir tık üzerinde. Çalışanların da pek güler yüzlü olduğu söylenemez.

Bonus olarak: Tabii ki gözlerimizden kalpler çıkaran trileçe <3 Meydanda bulunan Cafe Dva Bisera‘da kahvenin yanına öylesine söylediğimiz trileçenin bu kadar taze ve lezzetli olacağını tahmin etmemiştik açıkçası. Bize mi öyle denk geldi bilemiyoruz ama bizce giderseniz denemeye değer. (Kahveler:80-150 MKD (1,3- 2,5 €) arası, Trileçe:50 MKD (0,8€) )

Gezilecek Yerler

1. St. Kliment Ohridski Meydanı : Geziye başlamak için en ideal nokta olarak  şehrin en popüler, en işlek yerini seçmesek olmazdı tabii ki. Binalarla çevrili diğer tüm şehir meydanlarından farklı olarak, Ohrid şehir meydanı panoramik göl manzarasıyla çevrelenmiş durumda. Aktivite, festival ve kutlamalar gibi tüm önemli olaylar burada gerçekleşiyor. Meydanın çarşıya bağlanan diğer tarafında ise, her daim hareketli cafeler ve restoranlar var. Gezmekten yorulduğunuz anda oturup kahve-tatlı molası vermek ve soluklanmak için en ideal nokta da haliyle burası. (Cafeler gözünüze oldukça sıradan görünebilir, fakat Balkanlarda yediğimiz en lezzetli trileçenin bunlardan birinde olduğunu yukarıda belirtmiştik:) )

Sabah şehir meydanında kahvaltınızı edip, hazır enerjiniz yüksekken kaleye doğru gezerek tırmanmanız en güzeli olur, çünkü öğlen sıcağında epey zorlanabilirsiniz. Bunun için, Çar Samuel Sokağı’ndan geçerek  Aşağı Kapı’ya (2) doğru yürümeniz gerekiyor.  Şehirde bunun haricinde Orta (Middle Gate) ve Yukarı (Upper Gate) olmak üzere iki kapı daha bulunuyor fakat bulunduğu caddeden dolayı en işlek olanı burası. Ardından, hemen yanında bulunan 14. YY’da yapılmış St. Nikola Bolnicki (3.) ve Holy Mother Bolnichka (4.) kiliselerini ziyaret edebilirsiniz.

Aşağı kapıdan geçtikten sonra, 19 yy.dan kalma, Ohrid’in geleneksel mimarisini yansıtan ve Safranbolu’dakilere oldukça benzeyen evleri göreceksiniz. Bunlardan ilki olan Robev ailesinin evi(6), günümüzde Ohrid Ulusal Müzesi olarak hizmet veriyor.  Biz dışarıdan bakmakla yetindik fakat siz isterseniz müzeyi gezip, arkeolojik eserleri ve Robev ailesine ait objeleri görebilirsiniz.

Robev Evi’ne gelmeden hemen önce ise Lupco Panevski’nin el yapımı kağıt atölyesi var. (National Workshop For Handmade Paper Ljupcho Panevski-5) Hediyelik eşya olarak oldukça ilginç bir alternatif olan bu kağıtlara Panevski usta çeşitli baskılar yapıyor. Özellikle Atatürk resimli baskıyı görünce aşırı sevindik. Eğer bu tarz aktivitelere ve el yapımı ürünlere meraklıysanız bir de az ileride bulunan ahşap oyma atölyesi Woodcarving Gallery Tron’u (10) ziyaret etmenizi öneririz. Biz içeriye girerken karşımızda Gepetto Usta’yı bulacağımızı düşünürken, birden biscolata man tarzında birini görünce baya bi şaşırdık. Meğer baba-oğul beraber çalışıyorlarmış (ve şans bu ya oğluna denk gelmişiz:) buradan sesleniyoruz: all the single ladies! bi göz atmadan geçmeyin hahasdf… Hüseyin bunları sildirmeden konuya dönecek olursak; Robev evi dışında Urania evi (7) , Hristo Uzunov Evi (8), Savin Apartmanı (9) burada göreceğiniz diğer geleneksel evlerden birkaçı.

Devamında, bölgedeki en büyük ve en önemli kiliselerden biri olan Ohri Ayasofya Kilisesi’ni (12) göreceksiniz. 9 ila 11. yüzyıl arasında yaptırıldığı tahmin edilen kilise, Osmanlı Döneminde camiye çevrilmiş. Şimdilerde, olağanüstü akustiğinden dolayı ünlü sanatçıların konserlerine ev sahipliği yapıyor.

Buradan çıkıp ilerlemeye başladığınızda, şehirde ne kadar fazla kilise olduğunu fark ediyorsunuz çünkü yolunuzun üzerinde neredeyse adım başı irili ufaklı kiliseler göreceksiniz. Zamanında yılın 365 günü için 365 kilise inşa edilmiş bu şehirde. Günümüzde ise yaklaşık 40 tanesi ayakta kalabilmiş. Yine de Ohrid gibi nispeten küçük bi şehir için bu sayı  oldukça fazla. Bunlardan bazıları o kadar küçük ki fark etmeniz zor oluyor. Mesela aşağı resimdekini biz önce haritada görüp, şuan bi kilisenin yanında duruyoruz ama nerde diye 360 derece etrafımızda dönerek aradık.

Buranın tam da önünde, manzarasına hayran kalınacak ve asla gözden kaçırılamayacak Helenistik dönemden kalma Antik Tiyatro (14) bulunuyor. Tarihi M.Ö 2000 yılına dayanan ve Roma İmparatorluğu döneminde alanı oldukça genişletilen tiyatronun, konumundan dolayı çok özel bir akustiğe sahip olduğu söyleniyor. Tarih boyunca komedyalara, gladyatör dövüşlerine ev sahipliği yapmış bu özel sahne, günümüzde ise şehrin hemen hemen tüm gösteri ve konserlerinin gerçekleştiği yer olarak bilinmekte.

Antik Tiyatro’nun az ilerisinde Yukarı Kapı (15) var. Yukarı kapıdan geçmeden devam ettiğinizde ise yan yana bulunan Icons Gallery (16)  ve Holy Mary Perybleptos (17) kilisesini göreceksiniz. Burası, 1295 yılında yapılmış, Ohrid’in en eski kiliselerinden biri. Biz genel olarak çok merak ettiğimiz kilise veya katedraller haricinde bu tarz yerlere ücretle girmeye karşı olduğumuz için içeri girmedik, ama dış mimarisine hayran kaldık diyebiliriz. Siz gezmek isterseniz kilisenin de galerinin de giriş ücreti 100 MKD.

Holy Mary Perybleptos Church

Buradan sonra, artık manzaraya doymanın zamanı geldi diyerek Çar Samuel Kalesi’ne (18) çıkıyoruz. Kalenin surları Makedonya’nın günümüze kadar korunan en büyük surları olma özelliğine sahip ve şehrin neredeyse tamamını göreceğiniz panoramik bir seyir alanı sunuyor. Deniz seviyesinden 700 metre yukarıda bulunan bu Orta Çağ kalesinin, Birinci Bulgar İmparatorluğu döneminde Bulgar Çar Samuel tarafından yaptırıldığı tahmin ediliyor. (Kaleye giriş ücreti 100 MKD ve pazartesi günleri kapalı.)

Kaleyi gezdikten sonra, buraya yaklaşık 250 metre uzaklıkta Eski Şehir Parkı içerisinde bulunan Plaoşnik’e (19) gidebilirsiniz. Burası, antik döneme ait tapınakların, hatta insanlığın yaşadığı ilk dönemlere ait kalıntıların bulunduğu arkeolojik alan. Ohrid’deki ikinci en önemli kilise olan Aziz Climent Kilisesi de burada. Aziz Climent tarafından 893 yılında, bir Antik Roma bazilikasının üzerine inşa edilmiş ve Aziz Panteleimon’a adanmış. Burası aynı zamanda kiril alfabesinin yaygınlaştırılmasında eğitim yeri olarak kullanılmış. Osmanlı’nın fethinden sonra kilise, camiye çevrilmiş ve o dönemde İmaret Camisi ya da Sinan Çelebi Camisi diye anılmış. (Sinan Çelebi’nin Türbesi de burada bulunuyor.) Sonrasında yenileme çalışmalarıyla camiden önceki görünümüne yeniden kavuşturulmuş. (Giriş: öğrenci:30 MKD, tam:100 MKD)

Plaoşnik’ten çıktıktan sonra, dilerseniz ormanlık alandan yapacağınız 5-10 dakikalık bir yürüyüşle, Aziz Yuhanna Kilisesi’ne (20) gidebilir ve Ohrid’in nefes kesen manzarasına bir de buradan bakabilirsiniz. Dilerseniz de geriye dönüp St. Kliment Ohridski Meydanının ordan Tarihi Çarşı’ya (21) geçerek hediyelik alışverişinizi yapabilir, burada zaman geçirebilirsiniz. Türk Çarşısı, Ali Paşa Cami (22) ve 650 yaşındaki tarihi Çınar Ağacı (23) Tarihi Çarşı’da görebileceklerinizden birkaçı.

Sveti Naum Manastırı (25): Ohrid’e geliyorsanız ve yeterli vaktiniz varsa, 29 km mesafede, Arnavutluk sınırında yer alan Aziz Naum Manastırı’nı bizce mutlaka ziyaret etmelisiniz. Buraya dolmuşlarla, dolmuş taksilerle veya tekne turlarıyla ulaşmanız mümkün.

Biz durakta beklerken, orada duran bi taksici yanımıza gelip dolmuşların saat başı olduğunu ve beklemek istemezsek aynı fiyata bizi götürebileceğini söyledi. Güzel ülkemizin güzel taksicilerinden kaynaklanan güvensizlik duygusuyla önce bi itiraz etsek de, taksicinin dolmuşla gidersek ciddi bir zaman kaybı yaşayacağımıza bizi ikna etmesiyle birlikte kişi başı 100 MKD’ye anlaşarak taksiyle gitmeye karar verdik.

Taksici her gün bu güzergahta onlarca kişi götürdüğünü, her biriyle hatıra kalması için selfie çekindiğini ve telefonunda yüzlerce resim biriktirdiğini anlattı.  Hatta zamanımız kısıtlı olduğu için Bay of Bones müzesine gidemeyeceğimizi duyunca, fotoğraflamamız için yakınında durdu. Ama en güzeli de durakta yarım saat daha beklememiş olmamız ve gerçekten de dolmuşla bir saat sürecek yolu yarım saatte gitmemizdi.  Eğer denk gelirseniz ve makul bir ücrete anlaşırsanız taksiyle gelmeniz çok daha avantajlı oluyor. Yalnız giderken ödediğimiz ücret taksicinin bize jesti gibi birşeydi sanıyoruz çünkü dönüşte aynı fiyata dönemeyeceğimizi söyledi. Nitekim, dönüşte başka bir taksiyle kişi başı 150 MKD’ye anlaştık.

Bay of Bones Müzesi

Eğer ziyaret etmek isterseniz; Bay of Bones yani Kemikler Körfezi, tarihin en eski su üzeri yerleşimlerinden biri. Bölgede M.Ö. 1200 ile 700 yılları arasına ait kalıntılar ve burada yaşayan topluluklara ait eşyalar bulunmasıyla burası aslına uygun olarak yeniden inşa edilmiş ve bu parçaların sergilendiği müze haline getirilmiş.

Ohrid’de bir çok yerde olduğu gibi St. Naum bölgesi de eşsiz bir doğa ve manzara sunuyor. Manastır, Makedonya’nın Ortaçağ’dan kalma en önemli anıtlarından birisi ve adını 905 yılında  burayı inşa eden Aziz Naum’dan alıyor. St. Naum, ilk Bulgar İmparatorluğu’nun havarilerinden ve önemli misyonerlerinden olup, aynı zamanda kiril alfabesini bulan St. Clement’in öğrencilerinden de biri. Mezarının da manastırın içerisindeki şapelde olduğu söyleniyor.

Manastırı gezdikten sonra, Aziz Petka Kilisesi’nin (26) oraya gitmelisiniz. Burada, Aziz Petka Kilisesi haricinde civardaki 2 kilisenin daha işaretlendiği bir harita göreceksiniz. Önce haritaya, sonra yola şöyle bir bakıp kimselerin olmadığı tarla bayır bir arazi görünce, gitsek mi acaba diye bi tereddüt ettik ama merakımıza yenik düştük ve haritadaki yol üzerinden yürümeye başladık. (Yürümek istemezseniz kaynak üzerinde yapılan tekne turları ile de bu bölgeyi ziyaret etmeniz mümkün.) Biraz yürüdükten sonra Holy Mother of God (27) kilisesine varılıyor. Kiliseden ayrılıp rota üzerinde az daha yürümenizle beraber aşağıda göreceğiniz olağanüstü renk cümbüşü ile karşılaşıyorsunuz. Daha önce bu renkli görüntünün benzerine, hatta daha güzeline Saraybosna’da rastladığımız için ilki kadar etkilenmedik belki ama buna rağmen dakikalarca bu güzelliği seyrettik. 

Buradan sonra, haritada işaretli son kilise olan Athanasius Kilisesi’ni (27) de görüyorsunuz ve devamında yol sizi ilk geldiğiniz nokta olan St. Naum’un girişine çıkarıyor.

Sveti Naum bölgesinde bunlar dışında yemek yiyebileceğiniz restoranlar ve hava güzelse, güneşlenip gölde yüzebileceğiniz mükemmel bir kumsal var.

Yazı oluşturuldu 12

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Benzer yazılar

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

Üste dön